10 Nisan 2009 Cuma

Ekinoks Nedir

Ekinoks Nedir

Güneş ışınları 21 mart ve 21 eylül tarihlerinde ekvatora dik düşer . her yerde gece ve gündüzler eşit olur . bu duruma ekinoks denir.
Ekinoks ya da gün tün eşitliği, Güneş ışınlarının ekvatora dik vurması sonucunda Aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. yılda iki kez tekrarlanır.
Kuzey Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu - 23 Eylül Sonbahar Ekinoksudur.
Güney Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinok su - 23 Eylül İlkbahar Ekinoksudur.
Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi ve eksen eğikliğine bağlı olarak dört önemli gün ort Aya çıkar. Bu Günler aynı zamanda mevsimlerin başlangıcıdır.
21 Mart ve 23 Eylül tarihlerine ekinoks ( gece - gündüz eşitliği ) tarihleri denir.
ekinoks tarihleri
23 Eylül Durumu
Kuzey ve Güney Yarım Küre ,Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°lik açı ile düşer .gölge boyu Ekvator’da sıfırdır .Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar .Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olm aya başlar. Güney Yarım Küre’de ise tam tersi olur .Bu tarih Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar, Güney Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır .Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür .Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur .Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.
21 Mart Durumu
Kuzey ve Güney Yarım Küre ,Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90° lik açı ile düşer .Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır .Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur.Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.

24 Şubat 2009 Salı

Ampermetre Nedir

Ampermetre Nedir

Akım ölçen alettir. Bir Elektrik devresindeki akımı ölçmeye yarayan araç. Akımölçer olarak da adlandırılır. Devreye seri bağlanana Ampermetre devredeki akım şiddetini amper Cinsin den ölçer.
Ampermetreler, analog ve Dijital olmak üzere iki ayrı türde olabilir. Yapım amaçlarına göre birkaç miliamperden yüzlerce ampere kadar ölçüm yapabilirler.
AmpermetreAnalog veya dijital olarak iki ayrı türde kullanılabilen ölçü aletleridir. Yapım amaçlarına göre bir kaç Miliamper’den yüzlerce Amper’e kadar ölçüm yapabilirler. Akım ölçerler. Bu ölçüm DC veya AC akım ölçümü olabilmektedir.
Gerilim ölçümünü de beraber yapan ölçü türüne de (dirençle beraber) wattmetre adı verilmektedir. AKIM ÖLÇER olarak da bilinir.
Üzerinde büyük akım değerleri ölçüleceğinde; düzenek içinden ölçülecek akımın bir bölümü geçirilir. Akımın geri kaln büyük bir bölümünü ise aygıta paralel olarak bağlanan bir şönt devresi taşır.
Çok küçük akım değerleri ölçülmek istendiğindeyse; galvonometre adı verilen küçük akım değerlerini ölçen (mili amper, mikroamper..) düzenekler kullanılır. Her koşulda da farklı düzenekler kullanıldığından günümüzde bu özellikleri tek çatı altında toplayan çok amaçlı Ampermetreler geliştirilmiştir.
AmpermetreBir iletkenden geçen akım şiddetini ölçmeye yarayan araçtır. Ampermetre devreye seri bağlanır. iç direnci çok küçüktür. Koldan veya devre elemanından geçen akımı değiştirmez. Ampermetre devre elemanına paralel bağlanırsa kısa devre yapar.O devre akımından akım geçmez, lamba ışık vermez.
Ampermetrelerin Çalışma PrensipleriÇalışma prensipleri;en zayıf elektrik akımının iletken tel sarılı bir bobini bir mıknatısa dönüştürme özelliğine dayanır. Bu durumu döner bobinli Ampermetrelerle açıklarsak; silindir biçimde demirden bir gövdeye tutturulmuş küçük bir bobinden bahsedebiliriz. Bobin at nalı biçiminde bir büyük ve güçlü bir mıknatısın arasına tutturulmuştur.
Çok duyarlı olmasına rağmen sadece Doğru akım ölçmede kullanılır. Yeri gelmişken neden sadece doğru akım ya da neden sadece alternatif akım(AC) sorusunun cevabı kurulan düzeneklerde sadece tek yönlü akım dolaşmasına izin verilmesi olabilir.
Ampermetre Çeşitleriampermetreler çeşitliklerine göre farklı çalışma prensipleri ve duyarlılıklar gösterirler.Bu çeşitten bir olan D’Arsonval ampermetresi; doğru akımı 0.1-2 arası duyarlılıkta ölçmektedir.Aynı şekilde bir elektrodinamik ampermetre hem doğru hem de alternatif akımda kullanılır ve duyarlılık aralığı 0.1-0.25 arasındadır.
Hareketli parça taşımayan sayısal ampermetreler ; ölçülen anlog akımın sayısal devreye çevirirken temelde prensip olarak bir integratör devreyle bir ADC kullanırlar. Sayısal ampermetrelerin çoğunun duyarlılığı %1 ‘in üzerindedir. Özellikle alternatif akımları ölçmede kullanılan ısıl Ampermetrede ; ölçülen akım tarafından ısıtılan termokupl (termoelektrik çift) doğan çok ufak gerilim; bir milivoltmetreyle ölçülür.
Ampermetre Devre bağlantısı Nasıl bağlanırAmpermetreler, elektrik akımının akımşi ddetini ( iletkenden geçen akım miktarını ) ölçen aletlerdir. Elektrik devresinde alıcıya seri bağlanırlar. Alıcının akımı amper metrenin içinden geçmesi gerekir. Ancak ampermetre, geçen bu akımı ölçmeli fakat akımın geçişine bir zorluk göstermemelidir. Bunun için Ampermetrenin iç direnci çok küçük olmalıdır (0-1 ohm ) . Ampermetrenin iç direncinin küçük olması için bobini, kalın kesitli iletkenden az sipirli olarak sarılır. Ampermetrelerin ölçüldüğü değer I ile gösterilir ve A ile ifade edilir (I = 10A gibi ).
Doğru akım (DA) ölçen ve alternatif akım ( AA ) ölçen ampermetrelerin dışında hem DA ve hem de AA ölçen ampermetreler de bulunmaktadır. Ampermetre devreye bağlanırken DA veya AA ölçü Aleti olması önemlidir. Demantmetreli ampermetreler ile 15 dakika süre içinde çekilen en büyük ortalama akım değeri görülebilir.
istendiğinde 5 veya 8 Dakikalık periyotlarda demantmetreli ampermetre yapılabilmektedir. ibreli Ampermetreden başka, Elektronik ( Dijital ) ampermetreler de yapılabilmekte ve bunların kullanım sahaları hızla çoğalmaktadır. Bu Ampermetrelerde okuma hatası yoktur ve kullanım özellikleri ibreli ampermetrelerde olduğu gibidir. Ampermetreler kesinlikle devreye seri bağlanmalıdır. Paralel bağlandıklarında yanar veya bozulurlar.

Erime Nedir

Erime Nedir


erime, Auflösung (f) Fr. Dissolution (f) İng. Melting. Katı maddenin sıvı hale geçmesi. Bir katı cismin sıcaklığı artırıldığı v Akit moleküller arasındaki birbirini çekme kuvveti yavaş yavaş azalır ve belirli bir sıcaklık derecesinden sonra termik (ısı ile ilgili) hareket çekme kuvvetini yener. Katıda bir hal değişikliği başlar. Bu hal değişmesi maddenin kristal (billur) veya amorf oluşuna bağlı olarak değişik şekillerde olur. Amorf bir cisimde erime belli bir sıcaklıkta olmaz. Yani erimenin başladığı ve bittiği sıcaklık derecesi arasında bir fark vardır. Onun içindir ki amorf bir maddenin erime noktasından bahsedilemez. Amorf maddenin sıcaklığı yükseldikçe giderek yumuşar ve belirsiz bir sıcaklıkta sıvı hale geçer. Mesela Cam ve plastikler amorf maddelerdir. Bunların erime noktası yoktur.
Kristal ve saf olan bir madde ise belirli bir sıcaklıkta katı halden tamamen sıvı hale geçer. Bu sıcaklığa o maddenin erime noktası denir. Bütün kristal yapıya sahip saf maddelerin erime noktasında yani katı halden sıvı hale geçene kadar sıcaklığı sabit kalır. Ancak tamamen sıvı hale geçtikten sonra sıcaklığı yükselir. Saf kristal cisimleri n erime noktası ile donma noktası arasında sıcaklık farkı yoktur. Mesela saf su 0°C de donar. Fakat saf olmayan maddelerin yani karışımların donma ve erime noktaları farklıdır.
Bazı hallerde erimiş madde donma noktasına kadar soğuduğu halde donmaz. İşte bu duruma aşırı soğuma ve donmada gecikme denir. Bu haldeki sıvıya kendi Cinsin den küçük bir katı billur atılırsa sıvı maddenin birden donduğu görülür. Buna aşı billuru (kristali) denir.
Erime ve donma noktası üzerine basıncın etkisi vardır. normal erime noktasından söz edilirken basınç bir Atmosfer kabul edilir. Erime noktası saf maddeler için karakteristik fiziksel bir sabittir.
Erime ısısıBir gram katının erime noktasında katı halden sıvı hale geçmesi için gerekli olan ısı. Erime ısısı cisme ve sıcaklığa bağlıdır. Mesela buzun 0°C’deki erime ısısı 798 cal/g’dır. Bir gram sıvı donduğu zaman erime ısısı kadar ısıyı çevreye verir.

20 Ocak 2009 Salı

internetteki Bilgi Hazineleri E-Kitap

internetteki Bilgi Hazineleri E-Kitap

Geleceğin kitapları sayfalar üzerinde olmayacaklar.
E-kitap terimi, gerçek kitapların Bilgisayar üzerindeki Dijital hallerini tanımlamak için kullanılıyor. Peki ama bahsettiğimiz bu dijital kitaplar ne işimize yarıyorlar; avantajları ve dezavantajları neler?
Bilgisayarlar ve kitaplar, günlük yaşantımızın önemli birer parçası olm ayı sürdürüyorlar. Peki ama nasıl oldu da bu ikilinin bir ar Aya gelmeleri bu kadar uzun sürdü? Aslına bakarsanız bilgisayar ve kitap kavramlarını birleştirmek çok da yeni bir fikir değil; ancak bu fikrin yaygınlaşması için internetin gelişmesini beklemek zorunda kaldık. Başka bir deyişle elektronik kitaplar, ancak internet sayesinde popüler hale gelebildiler. E-kitapların düşük maliyetleri, hem okuyucular hem de elektronik yayınevleri için bulunmaz bir fırsat anlamına geliyor. Elektronik yayınevleri kitabın hazırlanması sürecinde geleneksel yöntemlerle çalışıyorlar; ancak Baskı ve dağıtım maliyetlerinden kurtulmuş oluyorlar. Üstelik elektronik kitaplar asla eskimiyorlar ve editörler için güncelleme yapmak da çok daha kolaylaşıyor.
Gelelim e-kitapların okuyucular için sundukları avantajlara… Akıllı kitap ayraçları ile kaldığınız yeri hatırlamanız ve kitap üzerine notlar almanız artık çok kolay. Üstelik bilimsel içerikli kitaplarda hızlı arama özelliğini kullanarak aradığınız bölümü kolayca bulma şansına da sahipsiniz.
E-kiraplar için sözlük
E-KitapBir kitabın elektronik ortamda ve dijital formatta yayınlanması anlamına gelir. Başka bir deyişle elektronik ortama aktarılmış olan tüm kitapları içeren genel bir terimdir. Ama bu terimi destekleyen ve kesinlikle bilmeniz gereken başka terimler de var. işte bunlardan bazıları…
E-book reader device (e-kitap okuyucu cihazlar)En basit tanımıyla “e-kitap okuma aygıtı”. Piyasada e-kitapları görüntülemek için kullanabileceğiniz sayısız cihaz bulma şansına sahipsiniz. Bu cihazlar, özel yazılımların yardımıyla çalıştırılabilirler.
E-book reader (e-kitap okuyucu)En basit tanımıyla “e-kitap okuyucusu”. Farklı e-kitap formatlarını destekleyen özel yazılımlara verilen isimdir. Yaygın olarak kullanılan yazılımlar, “ microsoft Reader” ve “Acrobat Reader”dır. Her ikisi de internetten ücretsiz olarak indirilebilir.
E-book format (e-kitap formatı)En yaygın doküman formatlarına (”.rtf”, “.txt”, “.doc” gibi) ek olarak ort aya çıkan ve e-kitaplara özgün dosya formatlarına verilen genel addır.
Günümüzde e-kitapları okuyabilmek için genellikle bilgisayarlar kullanılıyor. Ancak yukarıda kısaca bahsettiğimiz e-kitap okuyucu cihazlar yakın gelecekte çevrenizi sarmaya başlarlarsa hiç şaşırmayın. Çünkü bu tip cihazlar ile kitap okuma zevki kat kat artabiliyor.
Monitörden Kitap OkumakBuraya kadar e-kitapların sunduğu büyüleyici avantajlardan bahsettik. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var. Bilgisayar kullanıcıları uzun süre monitör başında çalışmanın gözler için yorucu olduğunu iyi bilirler. Elektronik kitap okuyucuları üzerinde yapılan uzun süreli bir araştırmaya göre, özellikle küçük ekranlardan kitap okumak hiç de kol Ay değil.
Okuyucular genellikle kısa metinleri okumak için bilgisayar kullanıyorlar; ama metinler uzadıkça yazıcı çıktısına başvurmayı tercih ediyorlar. Zaten Shakespeare’in bir eserini bilgisayar karşısında okumaya çalışan birini hayal etmek bile zor.
Gelelim diğer bir dezavantaja… Bilgisayarların elektrikle beslendikleri unutulmamalıdır. Çok heye Canlı bir e-kitabı okurken tam katilin kim olduğunu öğreneceğiniz sırada sistemde oluşan bir hata veya bir Elektrik kesintisi, tahammül edilemez bir durum yaratacaktır. Kitabınızı okumak için elektriğin geri gelmesini beklemekten başka bir çareniz yok…
Günümüzde erişilebilecek e-kitapların sayısı, basılı kitapların çok çok altında kalıyor. Bu yüzden aradığınız tüm eserlerin dijital formata çevrilmiş hallerini bulmanız mümkün değil.
Yasal KarışıklıklarE-kitapların yeterince yaygınlaşamamış olmasının başlıca nedenleri, sektörün henüz çok yeni olması ve telif hakları konusundaki yasaların e-kitapları kapsayacak şekilde düzenlenmemeleridir. Yasalar her ülke için farklılık göstermektedir. Bu yüzden şu anda kabul gören tek uygulama, yazarın ülkesinde geçerli olan telif yasalarına göre hareket etmekle sınırlıdır.
Çok satan ve yoğun ilgi gören yeni bir kitabın elektronik formata aktarılmış halini arayanları baştan uyaralım; bu pek mümkün değil… Çünkü e-kitaplar, en azından şimdilik, yaşamını yazarak kazanan insanlar için yeterli kazanç sağlamaktan çok uzaktalar. Bu yüzden piyasada ya e-kitap gönüllülerinin denemelerini, ya da baskısı durdurulmuş olan eski eserleri bulabiliyoruz.
E-kitapların önünde duran diğer bir önemli engel de, okuyucuların ellerindeki basılı kitabı okumaktan daha çok zevk almaları. Ancak bu durum, e-kitap teknolojisinin gelişmesiyle tersine dönebilir. Sonucu görmek içinse biraz daha beklemek zorundayız Çünkü e-kitap kavramının rayına oturması çok yakın bir gelecekte mümkün görünmüyor.
Bu günün OlanaklarıEl bilgisayarlarına benzeyen ve günümüzde de kullanılmakta olan e-kitap okuyucu cihazlar, az önce bahsedilen dezavantajların büyük kısmını aşmış durumdalar. Bu cihazların ekranları okumayı kolaylaştıracak şekilde tasarlanıyor ve boyutları da son derece uygun. Yani okuyucunuzu gittiğiniz her yerde yanınızda taşıyabilir ve kitabınızı okumayı sürdürebilirsiniz.
E-kitap okuyucu cihazlarda kaydırma çubukları ile savaşmak zorunda kalmıyoruz. Çünkü e-kitap sayfaları normal bir kitapta olduğu gibi düzenleniyor. Buna bir de yeni nesil pillerin sunduğu inanılmaz çalışma süresini eklersek, okuyucu cihazların yakın gelecekte çok daha fazla yaygınlaşacaklarını rahatlıkla anlayabiliriz.
multimedia AvantajlarıGecikmesinin sebebi her ne olursa olsun, e-kitaplar da gelecekte günlük hayatımızın bir parçası haline gelecekler. Çünkü bu kitaplar yer kaplamıyorlar, yıpranma gibi bir sorunla uğraşmamıza gerek kalmıyor ve üzerlerine dilediğimiz gibi not alabiliyoruz.
Bu noktada bahsedilmesi gereken en önemli konu ise, hiç kuşkusuz e-kitapların sunduğu multimedya özellikleri. Edebi eserlerden hoşlanan okuyuculardan tutun da masalları seven çocuklara kadar hemen herkes, bir e-kitabın içerisinde yer alan görüntü ve ses öğelerinden hoşlanacaklardır.
En kolay okunabilen elektronik kitap formatı, tabii ki “.txt” uzantısına sahip olan dosyalardır. Bu kitaplar basit bir metin dosyası haline yayınlanırlar ve okunmaları için ek bir yazılıma ihtiyaç duymazlar. Ancak “.txt” uzantılı e-kitaplarda multimedya öğelerinin kullanılması da pek mümkün değildir. Eğer zengin içerikli bir e-kitap arıyorsanız, örneğin “.pdf” uzantılı Acrobat dosyalarına baş vurmanız gerekecek.
Gelelim dil konusuna… Internet üzerinde türkçe içerik sunan e-kitaplar bulma şansına sahipsiniz. Ancak e-kitapların büyük çoğunluğunun ingilizce olarak hazırlandıklarını bilmenizde de yarar var.
Geleceğe BakışElektronik kitaplar, gelecekte basılı kitaplara daha çok benzeyecekler. Günümüzde kullanılan renkli CRT ve LCD ekranlar zaten bir e-kitabı görüntülemek için yeterli seviyededirler. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi, geleceğin asıl yıldızları e-kitap okumak için kullanılan özel cihazlar olacak.
Basit bir e-kitap okuyucu cihaz bile, 500 bin sayfalık Bilgiyi depolayabilmektedir.
Eğer gerekli olan yasal düzenlemeler yapılırsa, internet de büyük bir e-kütüphane haline gelebilir. Bu sayede e-kitapların yayınlanması ve dağıtılması da oldukça kolaylaşacaktır.
Fakat bu konuda gerçekçi olmakta da büyük yarar var. E-kitaplar asla basılı kitapları ortadan kaldıramazlar. Tele vizyonların radyoyu veya videonun sinemayı ortadan kaldıramadığı gibi…
Avucumuzun içindeki KelimelerElektronik kitapları destekleyen ilk cihazların arasında el bilgisayarlarını sayabiliriz. Bu ufak bilgisayarların ilk modelleri sadece basit hesaplamalar için kullanılabiliyordu. Ayrıca adres ve telefon numaralarının sakladığı ufak bir veri bankası yazılımı ile birlikte geliyorlardı.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte özellikler de arttı. El Bilgisayarları günümüzde çok geniş veri tabanlarını işleyebiliyor, elektronik ajanda olarak hizmet veriyor, internette sörf yapabiliyor ve bir kayıt cihazı olarak çalışabiliyorlar. Kısacası bu küçük canavarlar, artık büyük boyutlardaki bilgisayarlarla yansır hale geldiler. Yeni modeller, yüksek RAM donanımı sayesinde daha karmaşık işlemlerin altında kalkabiliyorlar. Hatta el bilgisayarları ile video görüntülerini seyretmeniz ve mp3 dosyalarını dinlemeniz bile mümkün.
Tüm bu gelişmeler, el bilgisayarlarını e-kitaplar için uygun bir cihaz haline getirdi. Küçük bir arama yaparsanız, internet üzerinde çok sayıda e-kitap bulunduğunu göreceksiniz. Aramaya “www.phoenix-library.org” adresinden başlayabilirsiniz. Bilgisayarınıza indireceğiniz e-kitaplar farklı formatlarda olabilirler.
Böyle bir durumda kitabınızı, “shareware.cnet.com” sitesinden indireceğiniz dönüştürücüler ile sisteminize uygun hale getirebilirsiniz.
Kullanım KolaylığıE-kitap okuyucu cihazlarının kullanımı son derece basittir. Okumak istediğiniz kayıtlı kitabı seçiyorsunuz ve tuşlar yardımıyla kitabın içerisinde gezinebiliyorsunuz. Kitaplar cihaza normal bilgisayarlar yardımıyla yükleniyorlar. Hatta bu cihazların büyük çoğunluğu, kendiliğinden internete bağlanıp kitabı indirebiliyorlar. Ayrıca herkes kendi Göz zevkine göre kontrast ve parlaklık ayarını kolayca gerçekleştirebiliyor. Geceleri kitap okumaktan hoşlananlar ise, kimseyi rahatsız etmeden parlak LCD ekran üzerinde kitaplarını okuyabiliyorlar

5 Ocak 2009 Pazartesi

Döviz Nedir

Döviz Nedir

Çeşitli döviz TanımlarıDöviz piyasalarında temel araç olan döviz, madeni ve kağıt para şeklindeki tüm yabancı ülke paraları ile bu paralarla ödemeleri sağla­yan her türlü hesap, belge ve araçlardır. Böyle bir tanını dövizi geniş anlamda kullanmakta­dır. Dar anlamda döviz tanımına ise yalnızca yabancı ülke paralan Cinsin den ödemeyi sağla­yan her türlü hesap, belge ve araçlar girer. Ge­niş anlamda döviz tanımında yer alan unsur­lardan dar anlamda döviz tanımı içinde yer alan unsurlar çıkartıldığında geriye “efektif dö­viz” kalır.
Efektif DövizYerel döviz kullanımına göre hemen hemen tüm bankalar müşterileri adına döviz alım ve satım işleminde bulunurlar. Bankalar müşteri­lerinin muhtemel taleplerini karşılamak için önemine ve yapılan tercihlere göre kasaların­da efektif döviz bulundururlar. Bunda mev­sim ve konjonktürel faktörler de önemli rol oynarlar. Örneğin ülkemizde bankalar hac döneminde kasalarında başta Suudi Arabis­tan Riyali olmak üzere B. Alman Markı ve ABD Doları bulundurmak zorunluluğunu his­sederler. Hacca gidenlerin büyük bir kısmı yanlarında efektif döviz bulundurmak ister­ler.
Kaydi DövizKaydi döviz bankalar aracılığıyla gerek müş­terilerden, gerekse bankaların yabancı ülkeler­deki muhabirlerinden, şubelerinden, temsilci­liklerinden alman emir üzerine hesaplan hesa­ba yöntemi şeklinde yapılan işlemlerdeki dö­vizdir. Kaydi döviz işlemleri defter üzerinde kayıtlı işlemlerdir.
Majör ve Minör Dövizlerdünyada hiçbir ülke sattığı mal ya da hizmet­ler karşılığında kendi milli parasıyla yapılacak ödemeleri reddedemez. Ancak bir ülkeye her zaman o ülkenin parasıyla ödemede bulun­mak imkânı olmayabilir, örneğin ülkemizin Japonya’dan yapacağı ithalatın bedelini öde­mek için elinde yeteri kadar Yen bulunmaya­bilir. Bu durumda ödemenin Yen’den başka bir parayla yapılması gerekecektir. Şüphesiz bu para uluslararası piyasalarda en çok ara­nan paralardan birisi olacaktır. Demek ki, bir ülkenin uluslararası ödemelerini kolaylıkla ya­pabilmesi için önelikle genel kabul gören ya­bancı paraları sağlaması zorunludur. Bu tür yabancı ülke paralarına, uluslararası ticarette kullanılabilirlik ve konvmîbilue dereceleri yüksek olduğu için majör paralar denilmekte­dir. Doları, B. Alman Markı, Japon Yen’i, in­giliz Sterlini, Fransız Frankı, vb. majör döviz­lere birer örnektir.
Dünyada enflasyon oranı yüksek, ödemeler Bilançosu sorunları olan birçok ülkenin para­ları uluslararası ticarette fazlaca aranan para­lar değildir. Bunlara daha az kullanılan kon-vertibilitesi sınırlı paralar olduklarından mi-nor paralar denilmekledir (Yunan Drahmisi, ispanyol Pezetası, Portekiz Eskudo su vb.).
KonveılibiliteBir ulusal paranın diğer paralara ve altına hiçbir kısıtlamaya bağlı olmaksızın dönüştürü-lebilmesinc konvertibiliıc denir. Böyle bir konvertibilite tanımına sadece pek az ülkenin parası girer. Günümüzde ayrıca tam olmayan konvertibilite biçimleri de vardır. Şöyle ki:
Yalnızca yabancıların ellerindeki ulusal paralara konvertibilite tanınabilir.
Yalnızca belli bazı hesaplardaki paralara konvertibilite tanınabilir’ Örneğin ülkeden sermaye kaçışını Önlemek için hesaplara kon­vertibilite tanınmaz.
Yalnızca bazı paralara çevrilmeyi kabul etmek, diğerlerine kabul etmemek.
Konverlibil olan paralar uluslararası ödeme niteliğine sahiptir. Parasına konvertibilite tanı­yan bir ülke dünya ticaretinde merkez banka­sı gibi rol oynar, sadece kağıt ve mürekkep karşılığında para üretmek suretiyle kâr sağlar.
Kuşkusuz bir ülkenin parasının konvertibili-te kazanması kolay değildir. Bunun için öde­meler bilançosunun istikrarlı olması ve ülke­nin spekülatif eylemlere karşı koyacak miktar­da altın ve döviz rezervine sahip olması gere­kir. Ayrıca sözkonusu ülkenin izlediği ekono­mi politikalarının istikrarlı olması gerekir.
Döviz Kimimin BelirlenmesiDöviz kurunun belirlenmesi sorunu, bir za­manlar dünyada altın standardı geçerliyken o kadar önemli değildi. Döviz kurunun belirlen­mesi özellikle altına çevrilemeyen krj£it para sisteminde önem kazanmıştır.
Alım Standardında Döviz KuruAltın standardında altın külçelerin çok cüzi bir parayla altın sikkeye dönüştürülmesi ya da sikkelerin eritilip tekrar külçe haline dönüştü­rülmesi serbest olduğu için paranın üzerinde yazılan değerleriyle özündeki külçe altının de­ğeri aynı olarak kalmaktaydı. Yani paraların özüyle sözü arasında tam bir doğruluk vardı. Hal böyle olunca döviz kurlarının belirlenme­sinde hiçbir güçlük yoktu. Çünkü çeşitli ülkele­rin paralarının birbirine göre değeri, ihtiva et­tikleri ya da temsil ettikleri altın miktarına gö­re kolayca tayin edilebiliyordu.
Altın standardında döviz kurlarının sabitliği­ni altın noktaları çerçevesinde düşünmek zor­dur. Altın standardında, döviz kurları altın noktaları denilen iki sınır arasında değişmek­tedir. Altın noktalan altın giriş ve altın çıkış noktaları olarak iki noktadır. Bunun nedeni iki ülke arasında altınla yapılan ödemelerde taşıma, sigorta, darphane ve faiz masrafları­nın gözönünde bulundurulmasıdır.
Kağıt Para Sisteminde Döviz Kuru ve Be­lirlenmesiUluslararası ödemeler çoğu kez ulusal para-larınbirbîrleriyle değiştirilmesini gerektirmek­tedir. işte ulusal paraların birbirlerine çevril­mesi zorunluluğu bunun hangi oran üzerin­den olacağının saptanmasını gcrekıirmekte­dir. Paraların bu mübadele oranına döviz ya da kambiyo kuru (paritesi) denir. Örneğin 1 Dolar=2200TLyada 1 DM= 1130 TL gibi.
Bîr ülkenin döviz kuru, o ülkenin ulusal para biriminin yabancı paralar cinsinden değeri­ni belirlediğinden (ingiltere dışında) döviz ku­runun yükselmesi ulusal paranın değerlenme­si, düşmesi ise ulusal paranın değer kaybetme­si demektir.
Görüldüğü gibi her paranın diğer paralar karşısında bir kurunun olması gerekir. iki pa­ra arasında doğrudan doğruya uygulanan ku­ra düz kur (direk kotasyon) denir. Uygulama­da bazen Türk lirasıyla önce Sterlin, sonra bu Sterlinle Fransız Frankı ve Frankla da Dolar satın alınabilir. Bu durumda Türk Lirasıyla do­lar arasında bir kur oluşmuş olur. Buna “Çap­raz Kur” denir.
Aslında düz ve çapraz kurlar arasında her­hangi bir farkın oluşmaması gerekir. Ancak bazı ülkelerin uyguladıkları döviz kontrolleri ve katlı kur sistemleri nedeniyle düz ve çapraz kurlar arasında fark oluşmaktadır.
Satın Alma Gücü Paritesi (ppp)iki ayrı ülkenin kağıt paralan arasındaki parkeyi belir­lemek için bunların satın alma güçlerinin dik­kate alınması yolunda bir görüş vardır. En ba­sit şekliyle satın alma gücü paritesi, ülke para­larının ne satın alabildiklerine göre değerlen­dirilmesidir. Bunun mantığı, bir Fransız cebin­deki Frankları Sterline çevirip ingiltere’de harcadığı takdirde, Fransa’da Frankla satın alabileceği mallann aynısını ingiltereVe alıp alamadığıdır. Bu durumda örneğin fiyatlar italya’da % 10, Almanya’da % 3, ABD’de % 5 artıyorsa, italyan Lireti BAlman Markı’na karşı % 7, ABD Doları’na karşı da % 5 değer kaybedecektir. Bu arada B.AIman Mark’» da Dolar’a karşı % 2′lik bir değer artışı göstere­cektir. Satın alma gücü parkesinde döviz kuru­nun en Önemli belirleyicisi iki ülke arasındaki nisbi fiyat farklılığıdır.
Satın Alma gücü paritesi görüşünü isveçli ik­tisatçı Gustaw Cassel öne sürmüştür. I. Dün­ya Savaşından sonra altın standardını terkeden dünyada, paralar arasındaki paritelerin belirlenmesi için yapılan çalışmaların en eski­sini satın alma gücü paritesi oluşturur.
Az ve Talebe Göre Döviz Kimimin Belir­lenmesiYabancı paraların fiyatları da herhan­gi bir malın fiyatı gibi arz ve talebe göre oluşur. Örneğin Türkiye ile ABD olmak üzere iki ülkeyi ele alalım. ABD çeşitli dış ödeme ihti­yaçları için piyasaya Dolar arzeder. Türkler de ABD’deki çeşitli Ödemelerini karşılayabil­mek için Dolar talep eder. Bu durumda döviz piyasasında Dolar talebi Türk Lirası arzı de­mektir. Çünkü dolar satın alabilmek için karşı­lığında Türk Lirası ödemek gerekir. Bu du­rumda Türk Lirası talebi de Dolar arzına eşit­tir. O halde döviz piyasasını ya Dolar arz ve ta­lebi ya da TL arz ve talebi şeklinde inceleyebi­liriz. Biz daha gerçekçi bir yaklaşımla açıkla­malarımızda Dolar arz ve talebini gözönünde tutalım. Bu durumda piyasa dengesi, döviz (Dolar) arzve talep eğrilerinin kesiştiği nokta­da gerçekleşir. Denge kuru döviz arz ve talebi­ni eşitleyen döviz fiyatıdır.
Şekil de D eğrisi Dolar talebini (TL. arzını) S eğrisi de Dolar arzını (TL. talebini) göster­mektedir. Bu durumda döviz (Doların Türk parası cinsinden fiyatı döviz kuru) Pe’dir. Bir an için döviz kurunun daha yüksek düzeye, ör­neğin P.’e yükseldiğini varsayalım. Bu döviz kurunda denge sağlanamaz. Çünkü Türk mal­ları ucuzlayacağğı için ABD’nin ithalatı artar. Bu sırada ABD malları pahalılaşacağı için Türkiye’nin ABD’den olan ithalatı azalır. işte bu iki birbirine ters etki nedeniyle Türkiye’de AP kadar bir döviz arzı fazlalığı ortaya çıkar. Bu fazlalık Dolar fiyatı üzerinde Baskı yapa­rak Doların fiyatının Pe düzeyin inmesine ne­den olur. Benzer şekilde döviz fiyatının denge kurunun altına düşmesi durumunda ABD Do­larına karşı Türk Lirası değer kazandığı için ABD Türk mallarının pahalılaşması karşısında talebini kısar. Öte yandan ABD mallan Türkiye açısından ucuzladığı için Türkiye’de ABD mallan tüketimi artar. Bu iki etki karşı­sında HT miktarında Dolar talebi (döviz tale­bi) fazlası oluşur. Bunun sonucu olarak ABD Dolarının Türk Lirası cinsinden değeri yükse­lir.
Kuşkusuz döviz arz ve talebi sözkonusu para­ların satın alma güçlerinin etkisi altındadır, örneğin ABD’de iç fiyatlar düşerse Dolar ta­lebi artar. Çünkü ABD dışındaki ülkeler halkı aynı miktar kendi paralarıyla daha fazla mik­tar ABD malı satın alabileceklerdir. Bununla birlikte ABD doları yalnızca ABD’den mal sa­tın almak için talep edilmez. ABD’ye sermaye yatırmak ya da borç ödemek için de, ABD Do­ları talep edilebilir. Ancak sermaye hareketini fiyat düzeyinden daha çok faiz oranına ve yatı­rımların karlılığına bağlıdır. Dolayısıyla döviz arz ve talebinin yalnızca paraların satın alma güçlerine bağlı olduğunu söyleyemeyiz.
Peşin (Spot) ve Vadeli (Forvvard) Döviz KumSpot döviz kuru, alışverişle ilgili anlaş­manın yapıldığı günkü döviz kuruna denir. Spot alışverişlerde döviz kuru anlaşmasının ya­pıldığı günü izleyen iki iş gününü kapsar. Cu­martesi ve Pazar, işgünü olarak kabul edil­mez. Dövizlerin gelecekte belirlenen bir tarih­te alışverişini öngören ve bugünden saptanan döviz kuruna vadeli (Forward) döviz kuru de­nir. Bugünü takip eden iki iş gününden daha uzun bir süre sonra üzerinde anlaşılan bir kur üzerinden döviz alışverişi yapılabilir. Süre he­sabında spot tarih (ikinci iş günü) başlangıç noktası alınır ve o tarihten itibaren genellikle 1 ay, 2 ay, 3 ay, 6 ve 12 ay sonra saptanan ve sa­bit tutulan kur üzerinden döviz alışverişi yapı­lır.
Başlıca Döviz Kuru SistemleriAttın para standardında döviz kurları parala­rın içerdikleri ya da temsil ettikleri altın mikta­rına göre belirlenirdi. Ancak günümüzde ka­ğıt para sistemi geçerlidir. Bunun sonucu ola­rak döviz kurları serbest piyasada arz ve talep koşullarına göre oluşur ve değişir. Kağıt para sisteminde sabit ve esnek olmak üzere iki te­mel döviz kuru sisteminden söz edilebilir.
Sabit Kur SistemiDövizkurlarındakidalgalanmaların uluslara­rası ticaretle neden olduğu istikrarsızlıkları önlemek amacıyla hükümetlerin döviz kurları­nı sabit tutmaya ya da belli alt ve üst sınırlar (bant) içinde kalmasına yönelik önlemler al­maya yönelmektedir.
II. Dünya Savaşının bitiminden 1973 yılma kadar dünyada adına “Bretton Woods” siste­mi denilen para sistemi sabit kur (sabit ayarla­nabilir kur) sistemi çerçevesinde işlemiştir.
Sabit kur sisteminde döviz kurlarının istikra­rı Merkez Bankası’nın döviz piyasasına alıcı ve satıcı olarak mü dalı el eleriyle sağlanır. Bu­nun için Merkez bankalarının ellerinde yeter­li miktarda altın ve yabancı döviz stokunun ol­ması gerekir. Bu stoğa döviz ya da kambiyo is­tikrar fonu adı verilmektedir. Örneğin döviz kurları yükselmeye başladığı zaman Merkez Bankası piyasaya döviz sürer, tersine döviz kurları düşmeye başladığı zaman da döviz sa­tın alır. işte bu şekilde Merkez bankası tan-zîm alını satımları yaparak döviz kurlarını sa­bit tutar.
Esnek kar SistemiBir ülke parasının değerini tam bir serbesti içinde işleyen arz ve talep mekanizmasına bı-rakmışsa esnek kur sistemini kabul etmiş de­mektir. Bu sistemde arzve talep şanlarına gö­re döviz kurları her gün değişebilir. ilk bakış­ta normal olarak görülen böyle bir durumun önemli bir sakıncası vardır. Çünkü fiyatı her hangi bir mal gibi belirlenen şey, mal değil pa­radır. Para bizzat kendisi için değil er ya da geç başka mal ve hizmetleri satın .almak için lalep edilir. Yabancı ülkelerdeki malların fi­yatları değişmediği halde paraların değerleri­nin ikide bir değişmesi aynı malın bir gün da­ha pahalıya, bir gün daha ucuza alınmasına ne­den olur. Bu durum is. hayatında belirsizlikle­re neden olur.
işte bu nedenle esnek kur sisteminde de Merkez bankaları paralarının dış değerinde aşırı dalgalanmalar olduğunu görürse piyasa­ya müdahalede bulunurlar, örneğin Japon Yeni önemli ölçüde ABD Doları karşısında değer kazanıyorsa, Japon Merkez Bankası dö­viz piyasasında Yenle ABD Doları satın ala­rak Yenin bollaşmasına. Doların kıtlaşmasına çaba gösterir. Böylece Yen-’in gösterdiği de­ğer artışını frenlemeye çalışır. Esnek kur siste­minin günümüzde dünyada gözlenen bu türü­ne “gözetimli” dalgalanma ya da “kirli” (dirty floaıing) dalgalanma sistemi denilmektedir.
Döviz Koııtro/üDöviz kontrolü esas itibariyle maksimum bir etkinlikle ve bağımsız bir şekilde milli ekono­mi politikası izlemek için milli ekonomiyi dı­şardan tecrit etmek arzusundan doğar.
Döviz kontrolü esas olarak döviz gelirleri­nin belli bir fonda toplanması ve döviz tahsis­lerinin gene bu fondan, kamu otoritelerinin kararlarına göre yapılması demektir. Böylece döviz arz ve talebinin kontrol edilerek döviz kurunun sabit bir düzeyde tutulması imkân da­hiline girmektedir. Bir diğer ifadeyle, bu sis­temde döviz kurları, talebin arzdan fazla olma­sına izin verilmediği için istikrarlı bir seviyede tutulabilmektedir.
Döviz kontrolü sisteminde, artık döviz alış ve satısjarındaki serbestlik tamamen kaldırıl­mıştır. Her Ekonomik birim elde ettiği dövizle­ri belli bir süre içinde merkez bankasına ya da yetkili kılınan bir bankaya satmak zorundadır. Bu zorunluluğa uymayanlara ağır ceza verilir. Döviz satışları da hükümetin iznine bağlıdır. Kamu otoriteleri gerek miktar, gerekse kulla­nılacağı yerler itibariyle döviz taleplerini kon­trol eder ve tahsisleri ona göre yapar. Böylece ülke döviz kontrol rejimini benimsemekle pa­rasının konvertibilitesinden vazgeçmekte ve yoğun bürokrasiye katlanmak zorunda kal­maktadır.
Döviz kontrolü uygulamada basit bir izin şeklinden bir hayli karışık ve kapsamlı şekille­rine kadar uygulanabilir. Örneğin katlı kur sistemi gibi. Katlı kur sisteminde bir dövizin bir­den çok fiyatı vardır.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Türk Edebiyatı

Türk Edebiyatı

Türk edebiyatının BölümleriTürk Edebiyatı’nı , tarih boyunca yaşanan kültür değişmelerine bağlı olarak üç ana bölümde inceliyoruz:I.islam’dan Önceki Türk EdebiyatıII. islam Kültürü Etkisindeki Türk EdebiyatıIII.Batı Kültürü Etkisindeki Türk Edebiyatı
islamdan önceki Türk EdebiyatıTürk’ler, islam’dan önce “Şamanizm, Maniheizm , Budizm” gibi dinlerin etkisiyle bir edebi-yat oluşturmuşlardır. M.S.XI. yüzyıla kadar süren bu edebiyatı ikiye ayırıyoruz:
Sözlü EdebiyatM.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin yazılı bir edebiyatı yoktur. Şiirler sözlü olarak üretilmekte, kulaktan kulağa yayılarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu dönemde ortaya çıkan türle-rin başlıcaları şunlardır:
Koşuk“ sığır denilen sürek avları sırasında söylenen lirik doğa şiirleridir. “Kopuz” eşliğinde söy-lenir. Halk şiirindeki koşmalara benzer. Dörtlük birimi ve hece ölçüsüyle oluşturulur.
Sagu“Yuğ” adı verilen cenaze törenlerinde söylenen bu şiirler, Halk Edebiyatı’ndaki ağıtların en eski biçimleridir. Ölen kişinin iyiliğinden, ölümünün doğurduğu acıdan söz eder. nazım birimi dört-lük, ölçü hecedir. Sözlü gelenek içinde ortaya çıkan bu şiirlerden yalnız ikisi günümüze kadar gele-bilmiştir. Bunlar, sakaların Komutanı Alp Er Tunga ile Batı Hun Devleti hükümdarı Atilla’nın ölü-mü üzerine söylenmiştir.
SavGünümüzdeki atasözlerinin ilk örnekleri olan özlü sözlerdir. Bunların birçoğunu, Kaşgarlı Mahmut’un ünlü eseri divan ü Lugat-it Türk’te buluyoruz. Kimilerinin ölçü ve uyak izlerini taşı-dığına bakarak, savların ve atasözlerinin manzum biçimde doğup sonradan düz yazı niteliği kazan-dığını söyleyebiliriz.
DestanIslam öncesi sözlü edebiyatın en yaygın şiir türüdür. Destanların bir kısmı evrenin, Dün-ya’nın , insanın nasıl oluştuğunu anlatır. Bir kısmı ise, konularını tarihten, toplumu derinden etkile-yen olaylardan alır.Bütün destanlar, şu ortak özelliklere sahiptir:1.Manzumdurlar.2.Anonimdirler.3.Zamanla türlü değişikliklere uğrayabilirler.4.Olay ve kişiler olağanüstüdür.Destanlar, oluşum biçimlerine göre üçe ayrılır:1.DOĞAL(TABii) DESTANÖnce bir şair tarafından söylenen, zamanla şairi unutularak anonimleşen destanlardır. Bun-lar,dilden dile dolaşırken büyük değişikliklere uğrar. Örneğin, Ergenekon Destanı, bir doğal des-tandır.2.YAPMA (SUNi) DESTANDoğal destandan temel farkı, anonim nitelik taşımamasıdır. Bir şair tarafından, doğal destan-lara benzetilerek yazılır. Örneğin Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ nın Üç Şehitler Destanı adlı eserleri, birer yapma destandır.3.ULUSAL (MiLLi) DESTANBir ulusa özgü destanların birleştirilerek tek destan haline getirilmesine denir. Yunanlıların illiada, Odysseia; Almanların Nibelun Gen, Gudrun ; Hintlilerin Ramayana, Mahabarata ; iranlı-ların Şehname ; Finlilerin Kalevala adlı destanların, bu türün örnekleridir.
Türk DestanlarıKöktürk (Göktürk) DestanıBirbirini tamamlayan Ergenekon Destanı ve Bozkurt Desta-nı’ ndan oluşur. Bunlarda Türklerin tarih sahnesine nasıl çıktıkları ve hangi soydan geldikleri üze-rine Efsaneler anlatılır.
Uygur Destanıtüreyiş Destanı ve Göç Destanı olmak üzere iki destandan oluşur. ilki uygurların var oluşunu, ikincisi yurtlarından göç etmek zorunda kalışlarını anlatır.
Saka DestanıSaka Türklerine ait bu destan da, Şu Destanı ve Alp Er Tunga Destanı olmak üzere iki parçadan oluşur. Bunlar Şu ve Alp Er Tunga adlarındaki komutanların hayat hikayeleri üzerine kurulmuştur.
Hun DestanıOğuz Kağan Destanı diye bilinir. Büyük bir ihtimalle, Hun hükümdarı Mete’nin hayatını konu alır; ancak onu olağanüstü niteliklere büründürerek anlatır. Bu destan, daha sonra değişikliklere uğrayarak islami bir nitelik kazanmıştır.
Yazılı EdebiyatTürk yazılı edebiyatının ilk örnekleri Orhun Yazıtları’dır. Köktürklerden kalan bu yazıtlar,üç mezar taşından ibarettir. isveçli Strahhlenberg tarafından, Orhun Irmağı kıyısında bulunmuş ; W.Thomsen tarafından okunmuştur. 38 harfli Köktürk alfabesiyle yazılan bu yazıtlar, Kültigin, Bilge Kağan ve Vezir Tonyukuk adına dikilmiştir. Yazılar, Yolug Tigin tarafından taşlara kazına-rak yazılmıştır.Köktürk Yazıtları’nda, Köktürk tarihi konu edinilir. devletin güçsüzleşmesi, Türk ulusunun bağımsızlığını yitirip Çin egemenliği altına girmesi, sonra yeniden güçlenmesiyle ilgili gelişmeler ve bunların nedenleri üzerine durulur. Bu tarihi olayların anlatımında kullanılan türkçe, oldukça gelişmiş bir kültür dili olarak karşımıza çıkmaktadır.Türk yazılı edebiyatı, uygurlar devrinde daha da gelişmiştir. 14 harfli Uygur alfabesiyle yazı-lan eserler, Budizm’in etkilerini taşır.
islam Kültürü Etkisindeki Türk EdebiyatıTürkler, X. yüzyıldan itibaren islamiyet’i kitleler halinde kabul etmeye başlamışlardır. Bunun sonucu olarak, islam kültürüne bağlı bir edebiyat ortaya çıkmıştır. Türkçe’de arapça ve Farsça etkilerinin duyulmaya başladığı, aruz ölçüsünün ilk kez kullanıldığı eserler,XI. yüzyılda verilmiştir. Bu ilk islami eserlerin başlıcaları şunlardır:
Kutadgu BiligEserin adı “mutluluk veren bilgi” anlamına gelir. Yazarı, Yusuf Has Hacip’tir. Karahanlılar zamanında (XI. yüzyıl-1070) yazılmış, ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Esrin dilinde henüz Arapça ve Farsça etkisi yoktur. Birimi beyit, ölçüsü aruz, kalıbı fe u lün/fe u lün /fe ul’dür. Bilinen üç nüshası, bugün Fergana, Viyana ve Mısır’da bulunmaktadır.
Divan-ü Lugat-it TürkEserin adı, “Türk Dili’nin toplu(genel) Sözlüğü” anlamına gelir. Adından da anlaşılacağı gibi, eser bir sözlüktür; Araplara Türkçe’yi öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bundan dolayı, Türk-çe’nin Arapça karşısında savunulduğu bir eser olarak değerlendirilir. Eserde türkçe sözcüklerin anlamları Arapça’yla açıklanmakta ve her maddeden sonra birtakım Türkçe metinler örnek olarak verilmektedir. Kaşgarlı Mahmut tarafından XI. yüzyılda yazılan eserin asıl önemi de, işte bu der-leme Türkçe metinlerden ileri gelmektedir; yani eser, zengin bir folklor kaynağı durumundadır.
Atabetül-hakayıkEserin adı “gerçeklerin eşiği” anlamına gelmektedir. Yazarı Edip Ahmet’tir. Eserde hem dörtlük, hem de beyit nazım birimleri kullanılmıştır. Ölçü aruzdur. Okuyucuya dini öğütler veren eser, anlatım yönünden kurudur; didaktik özelliklere sahiptir; XII. yüzyılda yazılmıştır.
Divan-ı HikmetAhmet Yesevi tarafından XII. yüzyılda yazılan eser, tasavvuf felsefesinin yayılmasını amaç-lar. Didaktik nitelikli olduğundan, oldukça kuru bir anlatıma sahiptir. Türk tasavvuf edebiyatının ilk örneği sayılır.islami Türk Edebiyatının Bölünmesi
Divan EdebiyatıXIII.-XIX. Yüz yıllar arasında yaşayan bu edebiyat; dil, anlatım, nazım içimleri, ölçü, türler vekonular bakımından arap ve Fars edebiyatlarının etkisi altındadır. Bu nedenle, Ortadoğu islam edebiyatlarının bir parçası sayılır.Divan Edebiyatı, “Kuruluş Dönemi” denilen XIII-XIX. Yüzyıllar arasında, genellikle Fars Edebiyatının taklidi görünümündedir. Şairler kendi sanat kişiliklerini ortaya koyacak yerde, ünlü iran şairleri gibi söylemeye bu dönemde büyük özen gösterirler. Osmanlı imparatorluğu’ nun yük-selişe geçtiği XVI. yüzyıldan itibaren, bu taklitçi anlayışın “Olgunluk Dönemini” ni yaşamaya başladığı, hatta Divan şairlerinin kendilerini iran şairlerinden üstün sayar bir tavır takındıkları görülür.
Divan Edebiyatının Özellikleri1.Bu edebiyatın dili, Arapça, Farsça ve Türkçe’nin söz hazineleriyle dilbilgisi kurallarının birleşmesinden oluşan “Osmanlıca”dır.2.Dil ağır, anlatım genellikle süslüdür.3.Hayattan kopuk bir sanat anlayışı vardır. Şairler, toplum ve insanla ilgili sorunlara eğilme gereği duymamışlardır. ; ancak bazı şiirlerde, toplum hayatını aksatan durumlara değinil-miştir.4.Bu edebiyat, halk kültüründen uzaktır. Sanatçılar da çoğu zaman saray ve çevresin-de yetişmişlerdir. Onun için Divan Edebiyatı’na “Yüksek Zümre Edebiyatı”,”Saray Edebiyatı” gibi adlar verilmiştir.5.Bu edebiyat, biçimcidir. Anlatılan değil, anlatım biçimi daima önde gelir. Şiirde sıkı sanat kuralları uygulanır. Divan Edebiyatı, bu yönüyle klasizme benzer.6.Başlıca konular aşk, doğa, ölüm, ayrılık, özlem v.b.’dir.7.Şiirde temel ölçü aruzdur. Bazı şairler, hece ölçüsüyle tek tük şiir yazmışlardır.
Başlıca Nazım Biçimleri
GazelAraplardan Edebiyatı’ndan alınmıştır. Aşk, doğa, içki, eğlence konuları işlenir. Beyit birimiyle yazı-lır. 5-15 beyit uzunluğundadır. Beyitler “AA/BA/CA/DA” uyak düzeniyle sıralanır. ilk beyit mat-la(doğuş)”, son beyit “makta(kesiş)”, en güzel söylenmiş beyit de “beytü’l-gazel” adını alır. Şairin adı, makta beytinde geçer. Gazellerde genellikle konu bütünlüğü bulunmaz; yani şiirdeki beyitler, anlamca birbirine bağlı olmaz. Anlam bütünlüğü taşıyan gazellere “yek-ahenk gazel” denir.
KasideArap Edebiyatı’ndan alınmıştır. Övgü şiiridir. Gazel gibi uyaklanır. Uzunluğu 33-39 beyit arasında değişir. Şu bölümlerden oluşur:
Nesib(teşbib)Giriş bölümüdür. kasideler, bu bölümde yapılan betimlemelere göre adlan-dırılır. Bahar betimlemesi yapılan kasidelere “kaside-i bahariyye”, kış betimlemesi yapı-lanlara “kaside-i şitaiye”, bayram betimlemesi yapılanlara da “kaside-i ıydiyye” denir.
Tegazzülkaside içinde güzel söyleme anlamına gelir. Bu bölümde aşk, ş arap, kadın gibi gazellere özgü konular, lirik bir anlatımla işlenir.
GirizgahDenk düşürerek asıl konuya, yani övgüye giriş yapılan bölümdür.
MethiyePadişah, sadrazam, vezir, paşa gibi yüksek görevli kişilere ya da din bü-yüklerine yöneltilen öv günün yapıldığı bölümdür.
FahriyyeŞairin, kendi şiir yeteneğini övdüğü bölüme verilen addır.
Duakasidenin sonuç bölümüdür. Şair, böyle güzel bir şiiri yazıp bitirebildiği için dua e-derek kasidesini tamamlar.Daha sonra, tanzimat döneminde de kaside nazım biçimi kullanılmış;ama kasidenin hem ko-nularında, hem biçiminde değişiklik yapılmıştır.
Kasideler, konularına göre dörde ayrılır:
MethiyyeÜnlü, saygın kişilerin övüldüğü kasidelerdir.
TevhidAllah’ın birliğini konu edinen ve onu öven kasidelere denir.
MünacaatAllah’a yalvarış amacıyla yazılır.
Na’tHz. Muhammed’in övgüsünü yapmak için yazılan kasidelerdir.
MesneviDivan Edebiyatı’na Fars Edebiyatı’ndan geçmiş olup uzun manzum öykülerdir. Beyit biri-miyle, türlü aruz kalıplarıyla yazılır. Beyitler “AA/BB/CC/DD” biçimiyle kendi aralarında uyaklanır. islami edebiyatın ortak konularını işler.
ŞarkıDivan Edebiyatı’nda XVIII.yüzyılda kullanılmaya başlayan bir nazım biçimidir. Dörtlüklerle yazılır. Halk Edebiyatı’ndaki koşma nazım biçiminin etkisiyle doğduğu söylenir. Dörtlükler “AAA-A/BBBA/CCCA” biçiminde uyaklanır. Aşk, doğa, içki, kadın gibi dünyevi konular işlenir.
RubaiTek dörtlükten oluşan, “AABA” uyak düzeniyle ve aruzun özel kalıplarıyla yazılan; aşk, ha-yat, insan gibi konuları ve felsefi düşünceleri işleyen bir nazım içimidir. Fars Edebiyatı’ndan Di-van Edebiyatı’na geçmiştir. Dünyaca ünlü temsilcisi, iranlı şair Ömer Hayyam’dır.
Terkib-i Bend“Bend” adı verilen bölümlerden oluşur. Her ben ; bir “hane” ve bir “vasıta” bölümünü kap-sar. Haneler 5-15 beyit uzunluğunda olup “AA/BA/CA/DA” biçiminde uyaklanır. Vasıta ise , tek beyittir. Vasıtanın dizeleri kendi aralarında uyaklıdır. Bendler değiştikçe, aynı uyak düzeni, başka uyak sözcükleriyle tekrarlanır.
Terci-i BendKonu ve biçim bakımından terkib-i bende benzer. Ondan tek farkı, vasıta beytinin her bendden sonra değişmemesidir.
MurabbaDörtlüklerden oluşur. “AAAA/BBBA/CCCA” biçiminde uyaklanır. Bu biçim özellliğiyle şar-kıdan farkı yoktur. Murabba ile şarkıyı ayıran tek fark, şarkıların bir besteye bağlanmasıdır.
MüstezaBir manzumenin uzun dizelerinden sonra kısa dizeler getirilmesiyle oluşur. Uzun ve kısa dize-ler, kendi aralarında gazel gibi uyaklanır. Kısa dizelere “ziyade” denir. Uzun dizelerde aruzun “mef u lü/me fa i lü /fe u lün”; kısa dizelerde ise “mef u lü /fe u lün” kalıbı kullanılır. Batı Ede-biyatı etkisi altına girildikten sonra, bu nazım biçimindeki kuralların gevşetilmesiyle “serbest müs-tezat” denilen yeni bir nazım biçimi ortaya çıkmıştır.
Başlıca Divan Şairleri
Hoca DehhaniXIII.yüzyılda yaşamıştır. Bilinen ilk Divan şairidir. Anadolu’ya Horasan’dan gelmiştir. Sel-çuklu sultanı III. Alaattin Keykubat’ın buyruğuyla yazdığı Selçuklu Şehnamesi’nin yanı sıra bir kasidesi ve dokuz gazeli bilinmektedir.
MevlanaXIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü ta-savvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir.
ŞeyhiXV.yüzyıl Divan şairlerindendir. Aynı zamanda, devrinin ünlü doktorlarından biridir. Divan Edebiyatı’nın belirginleşmeye başlayan kurallarını derli toplu biçimde uygulayan ilk şairler ara-sında yer alır. Bir Divan’ı ve Husrev ü Şirin, Harname adlı iki mesnevisi vardır. Harname, olma-yacak umutlara kapılan, sonunda elindekileri de yitiren kişileri yermek için yazılmış bir hicivdir. Şair, bu eseri kendi hayatını esas alarak yazmıştır.
Süleyman ÇelebiXV.yüzyıl şairlerindendir. Çağına göre sade bir dille, mesnevi biçiminde yazdığı Vesiletü’n-Necat (Mevlid) adlı eseriyle tanınır. Onun açtığı bu çığırda çok sayıda eser yazılmış olmasına kar-şın, bulardan hiçbiri, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i kadar yaygınlaşıp benimsenmemiştir.
Ali Şir NevaiÇağatay Edebiyatı’nın XV.yüzyılda yetiştirdiği büyük şair ve bilim adamıdır. Ferhat ü Şirin, gibi mesnevileri yanı sıra Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eseri, aydınların Türkçe’yi savunması ve onu Farsça’dan üstün bir olarak göstermesiyle dikkati çeker. Şairin öteki eserleri ise Mecalisü’n-Nefais ve Mizanü’l-Evzan’dır.
BakiXVI.yüz yılın ünlü şairlerindendir. Din dışı konuları işlemiş, gazel tarzının en başarılı şairleri arasında yer almıştır. Hayatı, her anı zevkle geçirilmesi geren bir olgu olarak değerlendirir ve şiir-lerine öylece yansıtır. Edebi sanatları, söz oyunlarını kullanmakta ustadır. Mesnevi tarzında eser vermeyen şairin Divan’ı vardır.
FuzuliXVI.yüzyılın, Baki gibi ünlü şairidir. Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça’yı da öğrenmiş, bu üç dilde divanlar yazmıştır. Şiirlerinde Azeri lehçesini kullanan şair, Baki’nin tersine, hayatı bir sınav olarak görür; insanın aşk acısıyla olgunlaşacağına inanır. Hayata bu yaklaşımında, tasavvuf felsefesine duyduğu ilginin rolü vardır. Divan Edebiyatı’nın en lirik şairi olan Fuzuli, gazel ala-nında üstün başarı sağlamış; ayrıca Leyla vü Mecnun, Beng ü Bade gibi mesnevileriyle tanınmış-tır. Öteki eserleri Haddikatü’s-Süeda, Şikayet-name( mektup türünde ) , Sıhhat ü Maraz, v.b.’dir.
NefiXVII.yüzyıl Divan Edebiyatı’nın ünlü şairidir. Sert kişiliği, onu çağının en büyük hicivcisi yapmış; zamanın vezirlerinden Bayram Paşa’yı, hatta IV.Murat’ı hicveden şiirleri, hayatına mal olmuştur. Övgü ve yergileri hep abartmalıdır. Gösterişli, ağır bir dili vardır. Kaside alanındaki başarısıyla dikkati çeken şairin Türkçe ve Farsça divanlarından başka, hicivlerini topladığı Siham-ı Kaza adlı bir eseri vardır.
Şeyh GalipXVIII.yüzyıl şairlerindendir. Mevleviliği benimsemiştir. Hayal gücünün zenginliği ve hayalle-rinin özgünlüğüyle diğer Divan şairlerinden ayrılır. Divan’ından başka, Alegorik tarzda yazdığı ve tasavvufu türlü aşamalarıyla anlattığı Hüsn ü Aşk adlı mesnevisi vardır.
Divan Edebiyatında Düz Yazıdivan, şiire ağırlık veren bir edebiyattır. Düzyazı, ancak bilimsel çalışmalarda, tarihlerde, kimi sanatsal metinlerde ve gezi türü eserlerde kullanılmıştır.Divan Edebiyatı’nda düzyazılar, yazılış amacı ve dil tutumu dikkate alınarak üçe ayrılır:
Sanatlı(süslü) DüzyazıSöz ustalığı göstermek amacıyla yazılır. Sinan Paşa’nın Tazarru’at adlı eseri, bu türün en tanınmış örneğidir. Sanatlı düzyazıya inşa denir
rta DüzyazıYer yer ağır ve süslü, yer yer sade bir dille yazılan düzyazılardır. Genellikle tarih kitapların-da bu düzyazı türü görülür. Osmanlılar zamanında tarihçilik,”vakanüvis” adı altında yürütülen bir tür memurluktu. Sarayda görevlendirilen vakanüvisler, önemli önemsiz her olayı günü gününe not-lar halinde yazarlardı. Bu eserler, olay anlatımına dayalı olduğundan, bilimsel tarih anlayışıyla bağdaşmaz. Divan döneminin başlıca tarihçileri arasında Aşıkpaşazade ,Ali, Ebülgazi Bahadır Han,Naima, Peçevi, Mütercim Asım sayılabilir.
Sade DüzyazıDil ve anlatım ustalığının değil, ele alınan konunun önem taşıdığı düzyazı türüdür. Bu anlayış nedeniyle, sade düzyazılarda ustaca söz söyleme çabası görülmez; dil açık, yalın, doğaldır. Bu düz-yazı türünü kullananlardan başlıcaları şunlardır: mercimek Ahmet , Katip Çelebi, Evliya Çelebi (Eseri:Seyahatname).
Halk EdebiyatıHalk Edebiyatı, sözlü edebiyatın uzantısıdır. Halkın yarattığı sözlü eserlerden oluşur. Dil., bi-çim, konular, duyarlıklar bakımından halk kültürüne sıkı sıkıya bağlıdır.
Halk Edebiyatının Temel ÖzellikleriBu edebiyat, halk diline bağlıdır.Dil ve anlatımda süslü söyleyişe yöneliş yoktur. Genellikle yalın anlatım kullanılır.Halkın içinden doğan eserler, konu, tema ve duyarlık bakımından halkın hayatına sıkı sı-kıya bağlıdır.Şairler, genellikle okumamış kişilerdir.Dörtlük birimi esastır.Şairlerde , milli ölçü olan hece ölçüsü kullanılır.Aşk, doğa, ayrılık, özlem, dil, tasavvuf konularının yanı sıra toplum hayatını ilgilendiren sorunlara da sık sık eğilen şairler, bunlarla ilgili eleştiriler getirirler.
Başlıca Nazım BiçimleriHalk şiirindeki nazım biçimlerini iki ana öbekte inceliyoruz.:
Mani TipiManiler, anonim, lirik şiirlerdir,”AABA” uyak düzeniyle, 7’li hece ölçüsünün 4-3 durağıyla söylenir. Ana tema sevgidir. Dört dizeden oluşan manilere “düz mani” denir. Üç dizeden oluşan ve “ABA” biçiminde uyaklanan maniler “kesik mani”, beş dizeden oluşan ve “ABACA” biçiminde uyaklanan maniler “genişletilmiş mani”, uyakları cinaslı sözcüklerden seçilen maniler ise “ cinaslı mani” adını alır.
Koşma TipiKoşma tipi nazım biçimlerinin kalıplaşmış bir yapısı vardır. Hepsi, dörtlüklerle ve değişmez bir uyak düzeniyle (ABAB/CCCB/DDDB, AAAB/CCCB/DDDB ya da –B-B/CCCB/DDDB) söyle-nir. Bunlar, kullanılan ölçü kalıbı, uzunluk-kısalık, konular bakımından farklılıklar taşır. Koşma tipi nazım biçimlerinin başlıcaları şunlardır:
KoşmaKısa, lirik şiirlerdir. Dörtlüklerle, AABA(-A-A)/CCCA/DDDA uyak düzeniyle, hece ölçüsü-nün 6-5 ya da 4-4-3 duraklı 11’li kalıbıyla söylenir. aşk ve doğa konularının yanı sıra,ayrılık, öz-lem, yalnızlık,gurbet, sıla, ölüm gibi temaları işler. Genellikle saz eşliğinde, ezgiyle söylenen koş-malar, ezginin niteliğine göre “Acemi koşması, ankara koşması, topal koşma, kesik kerem” gibi türlere ayrılır.
DestanBiri, sözlü gelenekte Evrenin ve insanın oluşumunu, toplumu derinden etkileyen olayları ola-ğanüstülükler katarak anlatan uzun manzum öyküler; öteki Halk Edebiyatı’nda bir nazım biçimi olmak üzere iki ayrı destan vardır. Birinci tür olan destanla ilgili bilgileri “islam’dan Önceki Türk Edebiyat’ı” başlığı altında verildi. Nazım biçimi olan destan ise, ölçü, duraklar, uyak düzeni bakı-mından koşmaya benzer; ancak destanlar, konularıyla koşmadan ayrılır. Bunlarda, genellikle bir yöre halkı üzerinde derin etki yaratan olaylar ve bunların uyandırdığı ortak duygular dile getirilir. Bir kısım destanlar ise mizahidir. Bunlarda 11’li hecenin yanı sıra, 7’li ve 8’li hecede kullanılmak-tadır. Destanı koşmadan ayıran bir başka özellik ise, bunların uzun olmasıdır.
SemaiUyaklanışı koşmaya benzer. 8’li hece ölçüsünün 4-4 durağıyla ve özel bir ezgi eşliğinde söy-lenir. Konuları, koşmada olduğu gibi aşk, doğadır.
VarsağıUyak düzeni ve ölçüsü semai gibidir; ancak ezgisinin niteliği ve konu su ondan farklıdır. Var-sağıda yiğitçe bir söyleyiş vardır. Bu nedenle de “Bre!Hey!Behey!” gibi ünlemlerle başlar.
TürküHece ölçüsünün türlü kalıplarıyla söylenen ezgili, anonim şiirlerdir. Bazen de kime ait oldu-ğu bilinen şiirler, türkü formlarıyla söylenir. Türkülerde genellikle iki bölüm bulunur. Birincisi, şiirin iskeletini oluşturan “asıl bölüm” ; ikincisi “kavuştak”tır. Kavuştaklar, asıl bölümlerin arası-na gelerek onları birbirine bağlar.
ilahi ve NefesDin ve tasavvuf konularının işlendiği şiirlere “ilahi” denir. Koşma gibi uyaklanan ilahilerde 4-4 duraklı 8’li ölçü kullanılır.Bunlar herhangi bir tarikatın görüşlerini yansıtmaz; konuyu genel olarak ele alır.ilahilerin Bektaşi tekkelerinde söylenenlerine “nefes”, Alevi anlayışına bağlı olanlarına ise “deme” adı verilir.ilahi, nefes ve demeler, bestelenerek söylenir.
Başlıca Nazım TürleriHalk şiirleri, konularına göre türlere ayrılır. Bu nazım türleri şöyle sıralanabilir:
Güzellemesevgi üstüne söylenen şiirlerdir. Bazen de bunlarda doğa güzellikleri karşısında duyulan hay-ranlık duygusu dile getirilir.
KoçaklamaKonusu yiğitlik,kahramanlık, kavga ve Savaş olan şirlerdir.,
TaşlamaBir kişiyi ya da toplumdaki bir aksaklığı yermek amacıyla söylenen şiirlere bu ad verilir.
AğıtSözlü Türk Edebiyatı’ndaki saguların Halk Edebiyatı’nda aldığı biçimdir. Ölen kişilerin ar-dından söylenir, ölümden doğan acıyı dile getirir. Genellikle kadınlar tarafından yakılan ağıtlar, anonim özellik taşır. Bununla birlikte, az da olsa, şairi bilinen ağıtlara rastlanmaktadır.
MuammaKapalı bir biçimde anlatılan bir olayın ya da Bilginin okuyucu tarafından anlaşılmasını, bun-larla ilgili soruların cevaplandırılmasını isteyen bir tür manzum bilmecedir.
NasihatBir şey öğretmek,bir düşüncenin yayılmasına çalışmak gibi amaçlarla söylenen didaktik şiir-lerdir.
Not“Destan, ilahi, nefes ve deme”, hem birer nazım biçimi, hem de tür olarak değerlendirilir.
Halk Şairlerinin GruplandırılmasıHalk şairleri, halk şiirinin yerleşmiş kurallarına bağlı kalmakla birlikte, türlü kültürel neden-lerle dil, anlatım, ölçü kullanımı bakımından farklı yönelişler içine girebilmektedirler. Ayrıca yaşa-dıkları çevre de onların sanat anlayışlarını farklılaştıran bir etmen olarak karşımızı çıkmaktadır. Halk şairlerini, işte bu gibi noktaları dikkate alarak şöyle ayırıyoruz:
Göçebe ŞairlerBir yere bağlı kalmadan gezerler. Genellikle eğitim görmedikleri için, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmezler. Dilleri sadedir. Hece ölçüsüne bağlıdırlar. Geleneksel şiir anlayışını sürdürürler.
Yeniçeri ŞairleriOsmanlılar zamanında askerlik, hayat boyu süren bir meslekti. Orduda görev arasında şairler yetişmiştir. Bunlar, katıldıkları savaşlarla ilgili yiğitlik şiirleriyle dikkati çekerler. Dil, anlatım, ölçü bakımından, göçebe şairler gibi geleneksel şiir anlayışına bağlıdırlar.
Köylü ŞairlerHayatları köylerde, kasabalarda geçer. Büyük kentlerle ilgileri olmadığı için, kent kültüründen, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmeden, halk şiiri geleneklerine bağlı kalmışlardır.
Kentli ŞairlerGenellikle Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalırlar. Hem Halk, hem de Divan Edebiyatı tarzında şiirler söylerler. Dillerinde Arapça ve Farsça sözcüklerin oranı yüksektir. Hece ölçüsüyle birlikte aruza da yer verirler.Tasavvuf ŞairlerTekkelerde yetiştikleri, din ve tasavvuf konusunda eğitim gördükleri için, dilleri, göçebe, yeni-çeri ve köyşairlere göre bazen daha ağırdır. Zaman zaman Divan Edebiyatı’nın dil, anlatım, bi-çim, ölçü özelliklerini taşıyan şiirler söylerler. Örneğin Yunus Emre bile, aruz ölçüsü ve mesnevi düzeniyle Risaletü’n-Nushiyye adlı bir eser vermiştir.
Halk ÖyküleriHalk öyküleri, destanların zamanla biçim ve öz değişimine uğramaları sonunda ortaya çıkmış sözlü eserlerdir. Anonimdir. Başlıca türleri şunlardır:
Destan ÖyküleriDestanlardaki olağanüstülük gibi bazı özellikleri koruyan halk öyküleridir XIII.-XIV.yüzyılda Doğu Anadolu’da ortaya çıkan Dede Korkut Öyküleri ile Köroğlu Öyküsü, bu türün tanınmış ör-nekleridir.Aşk Öyküleriiki Sevgilinin aşkını, bunların kavuşmasını önleyen engellerle mücadelesini anlatan öyküler olup en tanınmışları Kerem ile Aslı, emrah ile Selvi, Asuman ile Zeycan ,Aşık Garip.v.b.’dir.
Dini Öykülerislamiyet’in yayılmasına katkıları olan kişilerin hayatlarını ve mücadelelerini temel alan öy-külerdir .Hz. Ali’nin savaşlarını anlatan kan Kalesi Cengi, Hayber Kalesi Cengi; Anadolu’da is-lamiyet’in yayılması için mücadele eden komutanların savaşlarını anlatan Battal Gazi Öyküsü, Dnişment Gazi Öyküsü gibi sözlü, anonim eserler, bu türün örnekleri arasında yer alır.
Başlıca Halk Şairleri
Yunus EmreXIII. Yüzyıl halk şairidir. Hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgi yoktur. Tasavvuf felsefesi, XI-I. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yayılmaya başlamış; mevlana , Sultan Velet, Ahmet Fakih gibi şairlerle edebiyata girmiştir. Varlık- yokluk , insan-tanrı-ölüm ilişkilerini güçlü bir kültüğr dona-nımı ve büyük şiir yeteneğiyle irdeleyerek halka ulaştırabilmiştir.ilahi türü şiirlerinde Halk Edebiyatı’nın geleneklerine bağlı kalmıştır. Bunlarda dil sad, anla-tım yalın, ölçü hecedir. Risaletü’n-Nushiyye adlı dini didaktik eserinde ise, bu gelenekten ayrılarak aruz ölçüsünü, mesnevi nazım biçimini kullanmıştır.
Hacı Bayram VeliXIV.yüzyıl ikinci yarısıyla XV. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir tasavvuf şairidir. Bayramiyye tarikatını kurmuştur. yunus Emre etkisinde sade bir dil ve lirik bir anlatımla dile getirdiği şiirle-rinden yalnızca birkaç tanesi bilinmektedir.
KöroğluXVI.yüzyılda yaşadığı sanılan bir halk şairidir. III. Murat zamanındaki Osmanlı-iran savaş-larına katılan şair, Şirvan ve Tebriz’in alınışı üzerine destan söylemiştir. Öteki şiirlerinde yiğitlik, kahramanlık konularını işlemiş olduğundan, halk öyküsündeki Köroğlu ile karıştırılabilmektedir.
Pir Sultan ApdalXVI. yüzyıl tekke-tasavvuf şairlerindendir. Sivas’ta yaşamıştır. Kanunu zamanında Doğu A-nadolu’da patlak veren bir isyana katılmış, yaşadığı olayların izlenimlerini şiirlerinde anlatmış, Hızır Paşa tarafından Sivas’ta idam ettirilmiştir. Sanatının belirleyici özellikleri, güçlü ir inanç, sade bir halk dili, coşkun bir lirizm olarak özetlenebilir.
KaracaoğlanHayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız Karacaoğlan’ın XVI ya da XVII . yüzyılda yaşadığı sanılmaktadır. Şair Toroslar’da, Türkmen boyları arasında yetişmiş; göçebe bir şair ola-rak Anadolu içinde ve dışında gezmiştir. Geleneksel şiirin dil, anlatım, ölçü anlayışından ayrılma-dan aşk, doğa, ölüm, ayrılık gibi temaları işlemiştir;özellikle koşma ve semai biçimlerinde büyük başarı kazanmıştır.
DadaloğluXIX.yüz yılda, Çukurova yöresinde yetişen halk şairlerindendir. Türkmen boylarının yerleşik hayata geçirilmesi için 1865’te yöreye yollanan Fırka-i islahiye adlı Osmanlı ordu suyla Türk-menler arasındaki çatışmalara katılmış, bu olayları yiğitçe bir eda ile koçaklamalarına yansıtmış-tır. Ayrıca aşk ve doğadan söz eden şiirleri de başarılıdır. Şiirlerini temiz bir halk diliyle ve hece ölçüsü ile yazmıştır.
Aşık VeyselXX. yüzyıl halk şairidir. Şarkışla’da doğup büyümüş, Cumhuriyetin onuncu yılında Anka-ra’ya gelerek şiirlerini okumuş, bundan sonra ünü yayılmaya başlamıştır. Çocukluğunda geçirdiği çiçek hastalığıyla gözünü kaybeden şair; genellikle gezgin bir hayat sürmüş ; kent kent dolaşarak aşktan, doğadan , kardeşlikten, birlikten, barış içinde yaşamaktan ve insanı insan yapan erdemler-den bahseden şiirlerini saz eşliğinde söylemiş; bu içeriğin halka yakın düşmesi , ona kitlesel bir sevginin doğmasına yol açmıştır. Tasavvuf felsefesinin kazandırdığı hoşgörü anlayışı, şiirinin te-mellerinden biridir. Şiirlerini Deyişler, Sazımdan Sesler adlı iki kitapta toplamıştır. Son olarak tüm şiirlerini , Ümit Yaşar Oğuzcan tarafından Dostlar Beni Hatırlasın adıyla yayımlanmıştır.
Batı Etkisinde Türk Edebiyatı1850 yıllarından günümüze kadar sürer. Amacı, metod bakımından Batılı, öz ve ruh bakı-mından milli bir edebiyat yaratmaktır. Türk toplumundaki esaslı değişmeleri , fikir ve yenilik hare-ketlerini yansıtır. Üç döneme ayrılır. :s1.Tanzimat Edebiyatı :1860’ta tercüman-ı ahval gazetesinin yayımlanmasıyla başlar, 1896’ya kadar sürer. Sarsıntılar geçiren Osmanlı imp.u durumunu kurtarmak için, ordudan başla-yarak ıslahat ve devrim hareketlerine girişiyordu . 3. Selim , 2. Mahmut , Abdülmecit dönemleri böyle geçmiştir.Bu ortamda Batıcı ve yenilikçi olan şair ve yazarlar, sanatlarını toplum için kullandılar. Fransız kültürüyle kültürü yle yetişmiş ,romantik ve ülkücüydüler. Divan şiirini yıkmaya çalıştılar. Çok yönlüydüler: şair,romancı, tiyatro yazarı…vb. Sanattan çok,fikir ve ülkü peşindedirler; zul-me,haksızlığa karşı savaş açarlar. Vatan ,millet,hürriyet,adalet,meşrutiyet kavramlarını heyecanla savunurlar. Daha geniş kitlelere seslenebilmek için ,dilde sadelik yanlısıdırlar. Hemen hepsi politi-kacı ve mücadele adamıdırlar. Tanzimat ikinci döneminde realizimin etkisi görülür. Şiirde konu birliğini sağladılar. Aruzla yazdılar. Düzyazı dilini şiire uyguladılar. Roman,hikaye,makale gibi türler,edebiyatımıza bu dönemde girdi. ilk tanzimatçılar ,Divan şiirinin nazım biçimlerini kullandı-lar.
Dönemin Önemli Temsilcileri
ŞinasiGazeteci ,şair ve yazardır. Tercüman-Ahval(1860),Tavir-i Efkar (1862) gazetelerini çı-kardı. Fikir adamıdır. Eserleri:Şair Evlenmesi(ilk tiyatro),Şiir çevirileri,Türk Atasözleri,Seçme Şiir-ler…
Namık KemalGür sesli vatan şairi,dava ve sanat adamıdır. Zulme ve keyfi idareye başkaldır-dı. Şiirlerinde vatan ,millet,hürriyet …ülkülerini aşılamıştır.
EserleriŞiirler,Tiyatroları:Vatan Yahut Silistre,Gülnihal,Akif Bey,Kara Bela,Zavallı Çoçuk,Romanları :intibah,Cezmi,Biyografileri:Dev-i istila ,Kanişe,Eleştiri:Tahrib-i Harabat,Takip.
Ziya PaşaTanzimatçılar içinde eskiye en fazla bağlı kalanlardandır. Şiirlerinde öğütler, fel-sefi temalar görülür.EserleriDi Van, Terkib-i Bend, Zafername(hiciv), Harabat(şiir antolojisi), Veraset Mektup-ları(Makale).
Ahmet Mithat Efendiilgi çekici, eğlendirici roman ve hikayeler yazdı. Eserleri 200’ün üze-rindedir, halkı aydınlatmıştır. Dili sadedir.
EserleriLetaif-i Rivayet(28 hikaye) , Romanları: Hasan Mellah, Felatun Beyle Rakım Efen-di, Henüz 17 Yaşında, Yeniçeriler, Karnaval…
Ahmet Vefik PaşaMilliyetçilik ve Türkçülük akımlarının ilk büyük temsilicisidir. Moliere komedilerinden yaptığı 16 çeviri ve uyarlamayla, Türk tiyatrosuna önemli hizmetler etti.
EserleriLehçe-i Osmani, Şecere-i Türk, Moliere’den Zor Nikah, Meraki, Azarya, Zoraki Ta-kip…
Dönemin Önemli Temsilcileri
Recaizade Mahmut EkremEdebiyat kuramcısı ve şiir eleştirmenidir. Romancı ve şairdir.
EserleriAraba Sevdası(ilk gerçekçi roman), Çok Bilen Çok Yanılır(tiyatro) Zemzeme I-II-III(şiir)…
Samipaşazade SezaiRoman ve hikayecidir. Gündelik, gerçekçi hayatı vermiştir.
EserleriSergüzeşt, Küçük Şeyler(ilk edebi romandır).
Şemsettin SamiTürk edebiyatında ilk romanı yazdı. Taaşşuk-i Tal’at ve Fitnat .Sözlük ve ansiklopedi çalışmaları yaptı . Orhun yazıtlarını Türkçe’ye çevirdi.
EserleriKemusül Alam , Kamus-i Türki , çeviri: Sefiller.
Servet-i Fünun EdebiyatıServet-i Fünun edebiyat dergisinin çıkışı (1896) ve kapanışı (1901) arasında sürdü. II. Ab-dülhamit’in hiçbir özgürlük tanımayan yönetimi nedeniyle, sosyal konulara eğilememişlerdir; “Sa-nat için Sanat” ilkesine bağlı kalmışlardır. Süslü, seçkin insanların zevklerini okşayan bir üslupları vardır.
Bilhassa Fransız edebiyatında , çağdışı olan Sembolizm, Parnasizm’le ilgilenmişlerdir. Os-manlı imp.’nun çöküntüsü, halkın cahilliği, ümitsizlik, baskı, sansür ve sürgünler yüzünden ; içe dönük yılgın ve hasta bir edebiyat olmuştur.
Bu dönemde kuralsız nazım biçimleri benimsenmiştir. Ayrıca Batı’dan sone ve terzarime gibi nazım biçimleri getirilmiştir. Ölçü aruzdur.
Bu edebiyatta roman ve hikaye, şiirden daha güçlüdür. Olayların çevresi istanbul’dur. Fran-sız realist ve natüralistleri örnek tutulmuştur.
Konu bütünlüğüne önem verilmiştir. Bazen bir cümle üç-beş dizeye yayılarak, nazım nesre yakınlaştırılmıştır. Temalar , hayal-hakikat çarpışmasıdır; maddilik-manevilik çekişmesi , yalnızlık , tabiata ve sessizliğe sığınmak, “hüzün ve acıdır”.
Önemli Temsilcileri
Tevfik FikretBireyci duyguları ,tabiatı , yaşanmış hayat sahnelerini işleyen romantik-lirik şi-irler yazdı.1901’den sonra sosyal şiirler yazarak didaktik-lirik oldu. Nazmı nesre yaklaştırdı.
EserleriRübab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri Şermin.
Cenap ŞehabettinYeniliklerde öncüdür. Parnasizmden biçim güzelliği Sembolizmden kapalı şiir zevkini aldı.
Eserlerievrak-ı Eyyam, Nesr-i Harb, Nesr-i Sulh.
Halit Ziya UşaklıgilTürk edebiyatının ilk büyük romancısıdır. Romanlarının konusu çoğun-lukla aydın, zengin çevreden seçilmiştir. Hikayelerinde halk tabakalarına inmiştir.
EserleriMai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Hikaye:ihtiyar Dost, Kadın Peçesi…
20.Yüzyıl Türk Edebiyatı
20.y.y. Türk edebiyatını hazırlayan etmenlerBazı devletlerin Osmanlı Devletini yıkmaya ça-lışmaları , ikinci Meşrutiyet, 31 mart Olayı, ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin baskıcı yönetimi, Bal-kanlarda, Yemen ve Arnavutluk’ta çıkan isyanlar, yeni devletimizin kurulmasıdır.
Başlıca Bölümleri
Fecr-i Ati Edebiyatı(1909) Servet-i Fünun’dan sonra Batı’yla dil, edebiyat ,bilim alanlarında sıkı bağlar kuracak-larını ileri sürdüler ; fakat pek bir şey yapamadılar. En büyük temsilcisi, Fransız sembolizmini be-nimseyen Ahmet Haşim’dir.
Ahmet HaşimBireyci öz şiirin ustalarındandır. Ona göre şiirin dili, anlaşılmak için değil, duyulmak içindir. Kapalı şiirler yazdı.
EserleriŞiir:Göl Saatleri, Piyale, Düzyazı: Bize göre, Frankfurt Seyahatnamesi, Gurabahane-i Laklakan.
Milli Edebiyat Akımı(1910-1923):Ömer Seyfettin , Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’in genç K Alemler dergisin-deki bildirileri, akımın başlangıcıdır.Milli konulara, toplum ve yurt sorunlarına eğilmişlerdir. Sade ve süssüz Türkçe’yle yazdılar. Konuşulan Türkçe’yi yazı dili haline soktular. Hikaye ve romanlarda olaylar, istanbul dışına çıkar-tıldı. Şiirde hece ölçüsü ve koşma biçimi kullanıldı.
Önemli TemsilcileriÖncüleri
Mehmet Emin YurdakulYurdumuzun acı gerçeklerini şiirimize ilk defa yansıtmıştır. Türkiye milliyetçiliğini savunur.
EserleriTürkçe Şiirler, Türk Sazı…
Ziya GökalpTürk halkının folklor ve tarihini yazdı, araştırdı. Sade bir dille Toplumsal amaçlı şiirler yazdı.
EserleriDüzyazı : Türkleşmek-islamlaşmak-Muasırlaşmak ,Türkçülüğün Esasları,Şiir: Kızı-l elma, altın Işık.
Ömer SeyfettinBizde Maupassant tarzı hikayenin klasik değeri sayılır. Konuları çoçukluğundan, Türk savaş tarihinden, Anadolu efsanelerinden …almıştır. Tasvir ve tahlile değil, olaya önem verir. Türkçülüğü savundu. Sade yazmıştır.
EserleriBomba, Beyaz Lale, Yalnız Efe…
Diğer Şair ve YazarlarMehmet Akif Ersoy,Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edip Adıvar, Refik Halit Karay , reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay.
Beş HececilerMilli Edebiyat döneminde beş şair, hece ölçüsünü kuvvetle benimsediler. Şiirimize katıksız Türkçe’nin yerleşmesinde önemli rol oynadılar. Bunlar : Faruk N. Çamlıbel , Yusuf Z.Ortaç O.S. Orhan, E.B. Koryürek, H.F. Ozansoy.’dur.
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı (1923-1940)Bu dönemde tam anlamıyla yerli ve sade bir dil kullanıldı. Konuşma ve yazı dilini birleştirdi-ler. Hece ölçüsünün sesini gizleyerek, iç ahenge yöneldiler.
Önemli Temsilcileri
Ahmet Kutsi TecerAnadolu halk motiflerini işlediği duygulu ve memleketçi şiirleriyle tanın-dı.
EserleriŞiirler, Köşebaşı(tiyatro)
Ahmet Hamdi Tanpınarsembolizm havası içinde soyut şiirin ve psikolojik roman, hikaye türlerinin ustasıdır.
EserleriŞiirler, Hikaye: Abdullah Efendinin Rüyaları, Roman: Huzur, Deneme : Beş Şehir.
Ahmet Muhip DranasBaudolaire (Bodler) sembolizmini Türk halk şiiriyle kaynaştırdı.
EserleriŞiirler, Tiyatro: Gölgeler…
Cahit Sıtkı TarancıYaşamanın ve aşkın güzelliğini, ölümün üstünlüğünü vurguladı. Bol ve güzel halk deyimleri kullandı.
EserleriŞiir:Otuz Beş Yaş , Düşten Güzel , Sonrası.
Yedi Meşaleciler1928’de Yedi Meşale adlı bir kitapta yedi sanatçı birleşti. Beş Hececilerin yaptıklarını geliştirerek, modern Türk şiirinin doğmasına ortam hazırladılar. Hissedilir bir deği-şiklik yapamadılar. Bunlar:S. E. Siyavuşgil , V. M. Kocatürk , Y. N. Nayır, C. K. Solok , Kenan Hu-lusi , Muammer Lütfi , Z. O. Saba’dır.
Ziya Osman SabaYedi Meşalecilerin şiire en sadık olanıdır. Çocukluk özlemi, anılara düş-künlük, kadere b Oyun eğiş… temalarını işledi.
EserleriŞiir: Sebil ve Güvercinler. Hikaye: Mesut insanlar Fotoğrafhanesi…
Cumhuriyet Döneminin Diğer Şairleri Kemalettin kamu, Ö. B. Uşaklı , Arif Nihat Asya, Ne-cip Fazıl Kısakürek .
Cumhuriyet Dönemi Yazarları
Memduh Şevket EsendalTuhaf inançları, cahilliğin ve insan huylarının yarattığı sonuçları iş-ler. Konuşur gibi sade ve içten yazdı. Yorumu okuyucuya bırakır.
HikayeleriOtlakçı, Bizim Nesibe… Roman : Ayaşlı ve Kiracıları.
Abdülhak Şinasi Hisarizlenimci roman yazdı. Tahlil ve düşünceye yer verdi. Üslubu süslü-dür.
EserleriFahim Bey ve Biz… Anı:Boğaziçi Mehtapları…
Peyami SefaTürk edebiyatında psikolojik roma türünün ustasıdır.
EserleriDokuzuncu Hariciye Koğuşu , Matmazel Noralya’nın Koltuğu…
Sait Faik AbasıyanıkKonuşur gibi Canlı bir istanbul Türkçe’siyle yazdı. Hikayecidir, roman ve şiirleri de vardır. Orta ve alt tabaka insanlarının hayatlarını işledi. Bir anlık izlenimler, parça buçuk olaylar, Çehov tarzında kaleme alınmıştır.
EserleriHikaye: Semaver, Son Kuşlar, Lüzumsuz Adam…Roman:Kayıp Aranıyor,Birtakım insanlar…Şiir: Şimdi Sevişmek Vakti.
1940’tan Sonraki Yeni Türk EdebiyatıBu dönemi yaratan etmenler: Köyden kente göç, tarımda makinalaşmanın yarattığı sorunlar, toprak kavgaları, işçi-patron çekişmeleri … v.b.Bu dönem şiirlerinde ölçü, kafiye yok sayıldı;serbest şiir egemen oldu. Roman da hikayede toplumcu gerçekçilik görüldü.
Bu Dönemde Başlıca Edebi Hareketler
Garipçiler(1. Yeni )Onlara göre şiir, her yerde görülen basit şeyleri anlatmalıydı. Alaycı ve nükteciydiler. Aydın-ları bırakıp halka yöneldiler. Şiirde, ölçü, kafiye, bent gibi durumlar yok sayılmıştır. Serbest şiir egemen olmuştur.Dil, sürekli bir özleşme ve arınma çabasındadır. Roman ve hikayede serim , düğüm, sonuç bö-lümleri umursanmamıştır. Şairaneliğe kaçmadan, mecazsız yazdılar. Soyut temalar yerine ekmek derdi, günlük şeyler şeyler işlendi. “ Konunun bayağısı yoktur, ancak işleyişte bayağılık vardır.” diye düşünürler.
En çok görülen temalaryaşama sevinci, tabiat sevgisi, çocukluğa dönüş, ölüm, insan sevgisi, aşk.
Bu akımın Öncüleri
Orhan Veli KanıkHareketin en güçlüsüdür. Bir ideolojiye bağlı değildir. Şiirlerinde istaanbul sevgisi ağır basar, son şiirlerinde toplum hicvi görülür.
EserleriŞiir: Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi , Yenisi ,Karşı, Çeviri ve Uyarla-ma:Lafonten Masalları , Nasrettin Hoca Hikayeleri.
Oktay Rıfat HorozcuHer kitabında Garipçi,toplumcu, bireyci, gerçeküstücü oldu.
EserleriŞiir: teknenin Ölümü…Tiyatro:Mika donun Çöpleri…Roman :Gizli Emir…
ikinci Yeni HareketiOrhan Veli’nin açtığı çığır, taklitçilerin elinde tükenmeye Yüz tutmuş,yıpranmıştı. Tepki ola-rak gerçeküstücü, simgeci yol tutturuldu. Karamsar , toplumdan uzak bireyciydiler. Önemli temsil-cileri: Turgut Uyar, Cemal Süreyya , Edip Cansever…
1940’tan Sonra Yeni Tür Edebiyatında Bağımsız Şairler
Bedri Rahmi EyüboğluŞiirlerinde halk türkü ve deyişleri fazla yer tutar.
EserleriŞiir:Karadut…
Fazıl Hüsnü DağlarcaKolay anlaşılmayan, anlamsızca yakın şiirler yazmıştır. insanın iç ve dış dünyasının çatışmalarını işler.
EserleriŞiir:Çocuk ve ALLAH , Toprak Ana …Destanlar: Üç Şehitler Destanı, Yedi Memetler…
Behçet NecatigilŞiirleri ev, aile , yakın çevre üçgeninde geçer ;içe dönük ve karamsardır.
EserleriŞiir: Eski toprak, , Yaz dönemi…
Cahit KülebiYurt şiirlerinde , tabiatın yoksunluğuyla, insanın bahtsızlığını iç içe işledi. Eski halk deyişlerini kullandı.
EserleriYeşeren Otlar, Yangın
Necati CumalıKişisel temaları , gündelik hayat ve dünya durumlarını işledi. Mecazsız, duru bir anlatımı vardır.
EserleriŞiir: Yağmurlu Deniz…Hikaye: Değişik Gözle , Makedonya 1900…Roman : Susuz Yaz, Nalınlar…
1940’tan Sonraki Türk Edebiyatında Roman ve Hikayede Sosyal (toplum-sal)GerçekçilerBu akım ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydalı olmak istiyordu. ilk ürünle-ri, Anadolu köy romancılığıdır. Konuları: işçi-ırgat hayatı,sınıf çatışmaları,grev-lokavt gibi du-rumlar, toprak-su kavgaları…
Önemli Temsilcileri
Kemal TahirKonularını cezaevi yaşantılarından , Kurtuluş Savaşı’ndan, eşkıya menkıbele-rinden aldı. Gerçek bir Anadolu romanı oluşturdu.
EserleriRoman:Yorgun Savaşçı,Devlet Ana …
Orhan KemalHayatına girmiş yüzlerce kişinin kader ve direnişlerini yazdı. Sürükleyici-lik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelliğidir.
EserleriRoman: Murtaza, Hanımın Çiftliği…Tiyatro:72.Koğuş…
Yaşar Kemal: Genellikle Çukurova insanının hayat savaşlarını şiirli bir dille yazdı. Tezli ro-manı savunur. Folklor unsurları ve güçlü doğa tasvirleri görülür.Eserleri: Roman:ince Memet, Yer Demir Gök bakır, Teneke…
Fakir Baykurt: içinde doğup yetiştiği köylülerin hayatını yazmıştır.Eserleri: Roman: Yılanların Öcü, Tırpan, Kara Ahmet Destanı…Hikaye: Can Parası.
Bağımsız Yazarlar
Halikarnas Balıkçısı(Cevdet Şakir Kabaağaçlı)Konularını daima Ege ve Akdeniz kıyıların-dan çıkardı.; balıkçıları, sünger avcilarını…işledi.
EserleriHikaye: Merhaba Akdeniz…Roman :Deniz Gurbetçileri..
Haldun TanerGücünü gözlem, mizah ve yergiden alan hikayeleriyle tanındı. Epik tiyatro tü-ründe eserler verdi.
EserleriHikaye: Şişhane’ye yağmur yağıy ordu, On ikiye Bir Var…Tiyatro:Keşanlı Ali Des-tanı, Sersem Kocanın Kurnaz Kocası…
Tarık BuğraTek adamın dengesiz, bazen alaycı, bazen acılı tedirginliğini ele alır.
EserleriRoman:Küçük Ağa , ibişin Rüyası…
Diğer Bağımsız YazarlarSamet Ağaoğlu, Oktay Akbal, Selim ileri , Cengiz Dağcı, Füruzan, Orhan Pamuk.
TiyatroVedat Nedim Tör (kör), Turgut Özakman (duvarların ötesi, Sarı Pınar), Güngör Dilmen (Mi-das’ın Kulakları ) , Sermet Çağan (Ayak Bacak Fabrikası) , Cevat Fehmi Başkut (Paydos, Buzlar Çözülmeden, Harputta Bir Amerikalı)
Deneme ve EleştiriNurullah AtaçDeneme, eleştiri yazdı. Çeviriler yaptı. Türkçe’nin özleşmesi için yılmadan savaştı. Yeni bir dil ve anlatım biçimi yarattı.EserleriGünlerin Getirdiği, Okuruma Mektuplar…
Suut Kemal YetkinEdebiyatın çeşitli konularında özlü ve açık bir anlatımla yazdı.Eserleri:Denemeler, Edebiyat Konuşmaları.

18 Aralık 2008 Perşembe

Anahtar Nedir

Anahtar Nedir

Anahtar Nedir
Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkıBir şeyin zembereğini kurmak için kullanılan araç, kurgu.Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol.Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç.konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacakmecaz Vesile, araç, vasıtasıfat, mecaz Herhangi bir olayda belirleyici olanfizik istenilen yere veya aygıta, isteğe göre Elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör.müzik notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret:
Kapı, çekmece, sandık, dolap, çanta gibi kapalı kalması gerekli şeylerin kilitlerini açmak için kullanılan maden veya ağaçtan yapılmış alet.
Somun sıkmak ve gevşetmek için kullanılan alete de denir. Çok eski zamanlarda ağaçtan olanları olduğu gibi, madenden yapılanları da vardı. Takıldıkları yerin kıymetine göre değişik şekilde ve kıymette yapılır. Bazıları altın ve gümüş işlemeli yapılırdı. Şekil itibariyle de kullanıldıkları yere göre değişiktir. Anahtarın büyüklüğü, şekli, yuvarlak, yassı, içi kovan şeklinde boş veya dolu olabilir. Dişleri, kilit içindeki yerlerini hareket ettirmek suretiyle kilidi açar ve kapar.
Somun Anahtarının hepsi madenden yapılır. Şekilleri ise çok değişiktir. Sabit olanları olduğu gibi ağızları genişleyip daralan tipleri de vardır. Teknik ilerledikçe kilit cins ve şekilleri değiştikçe, Anahtar cins ve şekilleri de artmaktadır.